giresunguncel @ gmail.com

Çanakkale ruhu canlandı ve deniz zaferine dönüştü

Bugün, 1. Dünya Savaşı içinde ayrı bir özelliği olan, tarihin kaderini değiştiren yaşama hakkına şerefi ile ulaşan bir milletin kahramanlık destanının yazıldığı tarih, Deniz Zaferi’nin yazıldığı tarihtir.

“Şu boğaz harbi nedir?
Var mı dünyada eşi
En kesif orduların yükseliyor dördü beşi
Tepeden yol bularak geçmek içim Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya
Ne hayasızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı
Nerede gösterdiği vahşetle bu bir Avrupalı…”
İngiliz ve Fransız ortak saldırılarına karşı savaşılan bu cephede cereyan eden muharebeler denizden ve karadan olmak üzere yaklaşık bir yıl sürdü. Çok şiddetli çarpışmalar oldu. Türkler, canları pahasına büyük bir zafer kazandı. Çanakkale Savaşlarında 18 Mart Deniz Zaferi’nin ise önemli bir yeri bulunuyor. 18 Mart yersiz bir gururun karanlık limanında boğuluşunun tarihlere kaydedildiği gün olmuştur. Türk denizcilerinin ve topçularının hedefini şaşmayan çelik yumruğu bu zaferin kazanılmasında büyük rolü oldu.
1914’lü yıllarda Osmanlı yorgun ve halsizdi. Avrupalıların deyimiyle ‘hasta adam’dı. Yeni çıktığı Balkan Savaşı’nın yaralarını saracak zaman bile bulamamıştı. 1911 Trablusgarp ve 1913 Balkan Muharebeleri yenilgileri Osmanlı’nın adeta belini bükmüş ve kendisine gelmesi çok zor olan bir süreç içerisine girmesine neden olmuştu. Genç Türkler iktidara geldiği 5 yıl içinde büyük toprak kayıplarına uğramıştı. En değerli ordularını bozgunda kaybetmiş kucak dolusu paralar ödenerek dışarıdan satın alınmış silah, top, cephane ne varsa onlarda Ekim ve Kasım ayının çamurlu, yolsuz Rumeli topraklarında düşmana terk edilmişti. İhmale uğramış insanları fakir ve okutulmamış, devlet yönetimi çürümüş hazinesi tamtakır olmuştu.

Bir yıl öncesinden beri Alman askeri Türk ordusunda geniş ıslahat yapmış fakat Balkanlardaki yenilgiler büyük zarar getirmişti. Birçok bölgelerde asker aylardan beri maaşını alamamış, orduda moral kalmamıştı. Donanma da mutsuz ve demode bir haldeydi. Çanakkale’deki siyasal durum ise bir karmaşa idi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne bağlı olan genç Türkler, 1909’da padişahı tahttan indirerek pek çok çevrede özellikle aydın çevrede büyük bir destek kazanmıştı. İmparatorluğun derme çatma hükümeti iş başına getirerek kuvvetlenmek, durumu düzeltmek imkanı kaçırmıştı. Genç Türklerin enerjileri ise kendi başlarını kurtarmanın umutsuz ve yalın mücadelesinde tükenmişti. Mali yönden hükümet istifa etmiş, eski zorbalık ve irtikap günlerine geri dönülmüştü. Durum böyle olunca İttihat ve Terakki yönetimi de halkın gözünden iyice düşmüştü.

Adım adım savaş

Dünya kaçınılmaz bir paylaşım savaşına doğru yönelirken, Osmanlı İmparatorluğu yapılabilecek en doğru hareketin “Ölünecekse savaşarak ölmek” olduğunun bilincindeydi. Seferberlik zorunluydu. İttihat ve Terakki büyüklerinde ne diplomasi ne yönetim ne de genel siyasal bakımından bir iktidar yoktu. Goben ve Breslav zırhlılarına hemen İstanbul’a gitme emri verildi. Gemiler geçtikten sonra İtilaf Devleri yaptıkları tarafsızlık anlaşmalarına göre gemilerin 24 saat zarfında Türk karasularından çıkarılmasını ya da hemen silahlardan arındırılması gerektiğini bildirerek Osmanlı Hükümeti’ni protesto ettiler. Hükümet bunun üzerine Halil Menteşe Bey’in teklifi üzerine gemileri satın aldı. Sonunda Osmanlı’da savaşa girmişti. Alman Paşa Weber Çanakkale Boğazı’nı kapattırdı. Bundan Türklerin de haberi yoktu. Bu durum diğer ülkeleri de telaşlandırdı. Rusya’nın ise neredeyse hayat yolu kesilmişti. 29 Ekim tarihinde Navrosis ’deki Rus tahkimatlarını bombardıman ettiler. Bunun üzerine 30 Ekim’de İngiliz ve Fransızlarda Türkiye’ye karşı harekete geçti.

İtilaf Devletleri kararlarıyla, sonlarına doğru gittiklerini bilmemekteydi. Anafartalar ve Çanakkale Deniz Savaşlarıyla Mehmetçikler tarih yazdı.